Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminin Kültür ve Yöntem Boyutu
Yusuf Avcı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Türkçenin sistemli
bir şekilde öğretimi bildiğimiz kadarıyla yabancılara dil öğretimiyle
başlamıştır. Ana dili eğretimi olarak ele alınması bundan sonradır. Yabancı dil
öğretiminin çok eskilere uzanan bir tarihi vardır. Bu tarih Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lugat-it Türk'ü ile
başlar. Bu eser "Günümüzden 900 yıl önce büyük davalarla, Türk dilini
ortaya koymak, savunmak, öğretmek için hazırlanmıştır. Kaşgarlı'nın başlıca çabası Türkçeyi
öğretecek temel araçlar hazırlamak olmuştur (İlaydın 1972). Bütün bu gayretlere
sebep, yine yabancı dil ve kültürlerin etkisidir. Bir tepkiden doğmuştur
diyebiliriz. Divanü Lügat-it Türk'ün temel birkaç
özelliğini ise Köprülü şöyle ifade eder "...Bu
sadece bir lügat değil,...Türk lehçeleri ve lehçelerin ses ezellikleri, şekil bilgisi, kelimeler hakkında uzun uzun
incelemeler yapılacak bir bilgi kaynağıdır. Tarihi
coğrafya, tarih, mitoloji folklor bakımından emsalsiz bir vesikalar
hazinesidir" ( Köprülü 1934). Dil öğretimi açısından bu özelliklerin ne
anlama geldiği iyi bilinmektedir. Kaşgarlı’dan sonra dil öğretiminin günümüze kadar ciddi bir şekilde ele alındığı
söylenemez.
Yabancı dil öğrenmenin günümüzde büyük bir ihtiyaç haline gelmesi
iletişim ve ulaşım imkanlarının kolaylaşması sonucunda ülkeler
arasındaki ilişkilerin yoğunlaşmasıyla olmuştur. Öğrenilecek dil olma konusunda
zaman zaman bazı dillerin öne çıktığı bilinmektedir.
Bu öne çıkmada bilim, kültür ve sahibi olduğu ülkelerin siyasi etkinliği önemli
sebepler arasındadır.
Günümüzde yabancı dil öğrenmedeki sebepler
içerisinde Türkçenin yerine baktığımızda şunları
görürüz: Türkçe, bir bilim dili olarak öğrenilme ihtiyacı duyulan bir dil
değildir. Ancak bölgemizde kendini gösteren siyasi ve sosyal
değişmeler Türkçenin yabancı dil olarak öğrenilmesi ve öğretilmesi için fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Geçen
yüzyılın ortalarında başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine giden
Türklerin o ülkelerde ortaya çıkardıkları
değişmeler Türkçenin yabancı dil
olarak öğrenilmesinde en büyük paya sahiptir. Ayrıca çok hızlı gelişen iletişim araçları çok kültürlülük ihtiyacını ortaya
çıkarmıştır. Çok kültürlülüğün yolu yabancı kültürü en iyi yansıtan ve taşıyan bir yabancı dili
öğrenmekten geçer. Bu sebeple yabancı
dil kültürler arası iletişim için on önemli bir amaç durumundadır. Türkçenin yabancılar
tarafından öğrenilmek istenmesinin pek çok sebebinden bir tanesi de budur.
Türkçenin yabancı
dil olarak öğretilmesine baktığımızda önce ve yaygın olarak yabancı bir ülkede, yabancı dil olarak öğretilmeye başlanmıştır. Bunun yanında
Türkiye’de bir yabancıya yabancı dil olarak öğretilmeye başlanmıştır.
Türkçe öğrenenlerin konumuna baktığımızda, önce devlet görevlileri ve
yakınları çoğunluktadır. Bunlardan başka, öğrenciler,
şirket temsilcileri, bir Türk ile evli olanlar. Önemli başka bir gurup ise iki dilli olarak adlandırılanlar.
Bunların dışında tarihin bize sunduğu soydaş Türk topluluklarına Türkiye Türkçesi öğretimi olarak ele
alabiliriz.
Bu uzun geçmişin birikimlerinin ağırlıklı olduğu dönem yirminci
yüzyıldır. Günümüzde yabancı dil öğretiminin birçok Batılı ülkede
büyük bir sektör haline gediği bilinmektedir. Bu gelişmiş
ülkelerde dil düşünce, dil kültür dil toplum ilişkilerini inceleyen dil bilim
dallarıyla ruh bilim, dil öğretimini yönlendiren bilim
dallarının başında gelir. "Dil öğretimi, geniş, kapsamlı alanlar arası bir bakış açısının ilgi odağı durumuna gelmiş
bulunmaktadır." (Kocaman 1983). Günümüzde sadece ses ve şekle dayalı bir dil eğretimi, hemen hemen uygulama alanının dışında
kalmıştır. Yabancı dil eğiminde görev yapacak eğitimcilerimizin çağın
gerektirdiği bilgi birikimine sahip olmayan yani Türk tarihini,
kültürünü, değerler sistemini hatta Türk mitolojisini çok iyi bilmeleri ve özümsemeleri gereklidir. Bunların ana dilleri
Türkçe elmalı ve Üniversitelerimizin alanla ilgili
bölümlerinden mezun olmalıdırlar. Başka bir ifadeyle bu eğitimcilerimiz, bir kültür elçisi veya misyoner gibi yetiştirilmelidir.
Bugüne kadar yabancılara Türkçe öğreten öğretmenler alan dışı
öğretmenlerden seçilmiştir. Öğretmenlerin dilbilgisini
,dilin temel kelime hazinesini bilmeleri yani Türkçeyi
konuşabilmeleri onu öğretebilme kabiliyetine sahip olduğu
anlamına geliyordu. Dil kendi kültürel çevresinde
öğretilebilir, dili öğreten kişi de bu kültürel çevreyi yansıtmalıdır.
"Herkes kendi ihtiyaçlarına kendine özgü yollardan
cevap bulur. Bu yollar içinde yaşanılan toplumun değerleri
ile belirlenmiştir.. Eğer yabancı bir iletişim kuracaksanız o toplumda geçerli
olan "en doğru’yu bilmek zorundasınız. Her toplumun
kendine özgü değerlerinden oluşmuş bir yaşama şekli
vardır. Bu bakımdan insan davranışlarının dile yansıyan ve yansımayan
özelliklerini bilmek gerekir. (Tercanlıoğlu
1994). Yabancı dil öğretimi kültür öğretimidir. İnsanlar ait oldukları toplumun ve o topluma ait kültürün kelime ve kavramlarıyla kendilerini
ifade ederler. Bütün kelime kavramların arkasında bir kültür
geçmişi vardır. Bu sebeple öğretilen toplumun yapısı ve sosyal değerleri dikkate alınmalıdır.
Bu alanda öğretmen yetiştirilmesi için özel bir çaba gösterilmemiştir.
TÖMER.ODTÜ, Boğaziçi Üni. Anadolu Üni.
Ve yurt dışındaki üniversitelerin bazı bölümlerinde Türkçenin
yabancılara öğretimine ilişkin eşgüdüm sağlanamamıştır.
MEB ve üniversitelerimizin Türkçenin yabancı dil öğretimi konusunda herhangi bir yönlendirmesi ve politikası
yoktur. Bu alanda bağımsız araştırma ve yayın kuruluşları
yoktur.
Bilindiği gibi her dilin kendine göre bir mantığı, bir düşünce sistemi
vardır. Diller bu düşünce sistemlerine uygun mantıkla
öğretilirse sonuç daha verimli olur. Bir dili kendi mantığının dışında öğrencinin mantığı ve düşünce sistemiyle öğretmek, söz
konusu dili öğrenmeyi zorlaştırdığı gibi öğrenen kişiye
de umulan yararı sağlamaz. Yabancı bir dilin dünyasına
girebilmek, sadece dilin temel yapılarını bilmekle olamaz, orada yaşamakla
olur. Çocuk dili öğrenirken yapıp etmeler,
davranışlar, işaretler gibi hareketlerin eşliğinde dili tanır. "Dilin
yaşama alanında bulunarak dil öğrenilir" (Soykan 1991). Bu
yapılamıyorsa en akılcı yol Dilin mantığından hareketle dilin dünyasına
ulaşmaktır.
Günümüzde Batılılar dillerini yabancılara kendi mantıklarıyla
öğretiyorlar. Bir yabancı dile hakim olmak için, o dilin
felsefesini, mantığını da bilmek gerekiyor. Dünyaya öğrenilecek dilin
penceresinden bakıldığında o dil, doğru ve daha kolay öğrenilmektedir. Dilin
düşünceyle olan ilişkisi bakımından, Leo
Weisberger uDil,
bir milletin düşünce aynasıdır" der. Doğan Aksan da "Bir
milletin ruhu dilidir; dili de ruhudur." derken,
Atatürk şunları söyler: "Milli his ile dil arasındaki bağ, çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin
olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en
zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin". "Türklük
düşüncesinden doğan dilimizin kendine
has bir dünya görüşü, düşünce tarzı ve mantığı vardır" (Kayayerli 1992). Türkçemizi de yabancılara öğretirken mantığımızı ve düşünce
sistemimizi göz ardı etmememiz gerekmektedir. Bunun için öncelikle "Türk
dili ile ilgilenen araştırıcılar yapı ve şekil meselelerini aşıp, Türkün ve Türkçenin mantık sistemine ulaşmalıdırlar" (Hacıeminoğlu 1992). Bu alanlarda çalışan bilim adamlarınca Türkçe kök ve gövdelere
düzenli bir şekilde ekler getirilerek türetilen kelimelerin nasıl bir mantık sistemine dayandığı pek araştırılmamıştır.
Bu mantık sistemi, yeterince
araştırılmadığı için de yıllarca gerek ana dili, gerekse yabancı dil olarak
dilimiz, yabancı dillerin mantık ve düşünce sistemlerine göre
öğretilmeye çalışılmıştır. Değil yabancıya, kendi
insanımıza bile ana dilini Türkçenin düşünce sistemi
ve buna bağlı yöntemle öğretemiyoruz.
Bu mantığı ve buna bağlı yöntemi yansıtmadığını düşündüğümüz Türkçe eserleri kısaca şöyle sayabiliriz:
Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk grameri Bergamalı Kadri tarafından
1530'da Vezir-i Azam İbrahim Paşa adına yazılan Müyessiretü'l Ulum adlı eserdir. Bu eserde örnekler Türkçedir ama Türkçenin kuralları Arapça’nın kurallarına
uydurulmuştur.
Tanzimat devrinde yazılmış olan gramer kitaplarından bazıları: Ahmet
Cevdet ve Fuat Paşa'nın "Medhâl-i
Kavâid (1851). Abdullah Ramiz
Paşa'nın "Lisan-ı Osmanî-nin
Kavâidini Hâvi Emsüe-i
Türlü (1866), Abdurrahman Fevzi'nin "Mikyâssü'l Lisan Kıstasu'l Beyan (1831)...
Bu devirde gramer kitabı yazanlar arasında Selim Sabit, Ali Nazima, Manastırlı Rıfat, Fazlı Kecip, Ahmet Rasim, Mihrî, Şemseddin
Sami, Necip Asım gibi isimler vardır.
Gerek bu eserlerde, gerek bu devirde yazılan başka gramerlerde temel
olarak Türk dilinin yapısı göz önünde tutulmakla birlikte
bazılarında Arap yönteminin, bazılarında da Fransız yönteminin hakim olduğu görülür (Levend 1972).
Bu gramer kitaplarının hepsinde Aristo'nun tasnifini kabul eden Arap
gramercilerinin etkisi vardır. Medreselerin öğretim dili Arapça
olduğu için, "Darülmualliminde, Elifba, Sarf,
Nahiv ve Meani (anlam bilgisi) (Saraçoğlu 1992) dersleri, alışılmış geleneksel yöntemlerle
verilir.
Hüseyin Cahid Yalçın'ın Türkçe Sarf ve Nahiv
adlı eserinde Arapça ve Farsça kurallara yer verilmekle
birlikte Türkçeye de oldukça fazla yer verilir. Bu
eser de Fransız yöntemine göre ele alınmıştır.
19. yüzyılın ortalarına kadar medreselerde Arapça ağırlıklı eğitim
yapıldığı için okullara yönelik öğretici Türkçe gramer kitapları
hazırlanmamıştır. Arapça ve Fransızca yapı olarak birbirine yakın olduğundan önce Arapça dil bilgisi yoluyla Fransızca
cümleler çözülüyor, sonra Türkçeye çevriliyordu. Bu güne kadar dilcilerimiz Arapça ve Latince karması
geleneksel bir yol izledikleri için, Türkçenin
gramerini yazarken de okullarda öğretirken de hemen hemen
klasikleşmiş olan bu mantık ve yöntemden uzaklaşamazlar.
Bu yöntem daha çok kelime ve çekim bilgisi
olarak kendini gösterir. Bunda söz dizimine
pek yer verilmez.
Göreve dayalı şekil bilgisi, gözle görülür şekli ortaya koyma, onun
türlü görevlerini düzenii bir şekilde ve örneklerle
öğretmenin yanında, dilde şekle bağlı olan veya olmayan görevlerin de ortaya çıkarılması, bunların diziliş sırası, vurgu yeri, ses türemesi
gibi farklı yönleriyle ilgilenir. Bu kelime ve
kelime anlam biliminin yanı sıra, cümle anlam bilimine de yönelmek gerekir. "Değişik dil bilgisi kitaplarında ve monografilerde Türkçenin sözdizimi konuları ele alınırken cümle anlam
bilimine çok az ve yetersiz olarak değinilmiştir" (Aksan
1987). Dilimizin dallanarak gelişip
zenginleşmesi Türk milletinin sosyal teşkilatlanmasına paraleldir. Necmettin Hacıeminoğiu bu konudaki görüşlerini şöyle ifade eder.
"İşte bu gerçeği dikkate alarak fertlerle değil, oymaklarla, boylarla
meşgul olunmalıdır. Ancak o zaman ağacı değil, ormanı görebiliriz. Şekil
ve yapıyla mana ve düşünce tarzı arasındaki münasebeti kurabiliriz",
"Fakat mana yönü ve ifade tarzının
arkasındaki tasavvuru henüz kavramış değiliz (Hacıeminoğlu 1SS2).
Aradan binlerce yıl geçtiği halde, anlatımda
sözün ve cümlenin değeri değişmemiştir. İnsanlar
anlatmak istediklerini bütün dillerde önce cümle hâlinde düşünüyor ve cümle
hâlinde
anlatıyorlar. Kelimeler bu bütünlüğün oluşmasına yardımcı oluyor. Onlar
cümleye girip görev aldıkları zaman kesin bir değer kazanmış
olurlar. Mesela hazırladığımız bir konuşma metnini topluluk karşısında sunarken atladığımız veya unuttuğumuz bir kelimenin
yerine yeni bir kelime yerleştirebiliriz. Sonuçta fikir cümlesi
değişmez. Değişen sadece kelimedir. "Onlar bir dilin kelime hazinesindeki içleri gizli güçle dolu, fakat görevleri belirsiz
ve genel olarak bir kavram ya da fikir anlatan durgun gramer yapılarıdır" (Dilaçar 1971). Örnek olarak güzel kelimesini
ele alalım:
Bahçede
güzel güzel oynuyor. Ben
güzele , güzel demem
Güzeli herkes sever. Güzel benim olmayınca
Güzel elbise almışsın. Güzelliğin on para etmez
Görüldüğü gibi "güzel" kelimesi üç ayrı cümlede farklı anlam
ve görevde kullanılmıştır. Bu konuda Agop Dilaçar: "Gramer
öncesi çağdan beri insan, anlatmak istediklerini bütün bir fikir ya da düşünce olarak tasarlamış ve
bunu bütün bir cümle hâlinde açıklamıştır. Fikrin veya hükmün
en küçük birimi cümledir. Kelime ikinci planda kalır" (Dilaçar 1971), derken Fıtrat, "Düşünce veya yargı zihni bir cümledir", "Bir fikir, bir
düşünce anlatan kelime grubu bir cümle dur."
(Fıtrat 1927:5-9), demekle dil
öğretiminde cümlenin veya yargının önemini belirgin bir şekilde öne çıkarırlar.
Dil alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınan Fransız dilci Ferdinand Bruret (1860-1938) 1322'de yayımladığı "Düşünce ve Dil" adlı eserini dil ve
gramerin alışılan kalıplarına göre değil, düşüncenin
kalıplarına ve kategorilerine göre çözümleyerek incelemiş ve o sıraya gere düzenlemiştir. Buna göre de gramerde ele alınacak ilk konu
ses-harf-kelime değil, doğrudan doğruya düşüncenin bütün anlatımı olan cümle
olması gerekiyordu. Gramerde ortaya çıkacak olan sonuçların sınıflandırılması
şekillere göre değil, fikirlere göre yapılmalıydı.
Evet Batılı dilciler kendi dilleriyle ilgili öğretim yöntemlerini ve
araştırmalarını fikir esasına yani yargıya göre düzenlerler.
Yargı yani cümle, dilin mantığına göre dizilmiş bir kelime grubu olduğu
için bir sonuçtur. Tek kelimelik yargılarda da açıkça söylenmeyen
veya gösterilmeyen şahıs zamirlerinin varlığı özneyi
temsil eder.
Batı dillerinde dilin mantığına göre kurallı cümle sistemini şu şekilde
basitçe bir semayla gösterebiliriz:
özne yargı tamamlayıcı unsur
=sonuç,
yargı, cümle..
geriye
doğru inceleme
Bu şekildeki bütünlük kavramını, gelinen noktadan yani sonuçtan geriye
doğru yönelerek öğretmek, dili cümle şeklinde ele alıp
öğretmek demektir. Batılı kendi dilinde bunu yapmıştır. Bu sistemi cümleye
uygulayarak unsurların diziliş sırasını takip ettiğimizde tamamlayıcı unsurlardan sonra yargıya ulaşıldığı görülür. Bilindiği gibi bu yöntemin
adı tüme varımdır.
Batılı dilcilerin uyguladığı bütünlük kavramını esas alarak, onu öne çıkarıp Türkçe cümleyi tüme varım yöntemiyle ele
aldığımızda Batılı dilcilerden farklı sonuçlara ulaşırız. Çünkü Türkçenin yapısı gereği, dil
mantığına göre kurallı cümlelerde yargı sonda, ikincil veya tamamlayıcı unsurlar baştadır. Bu mantık yapısı kelime ek
ilişkisinden kelime grupları ve
cümleye kadar aynı şekilde, aynı anlayışta yer alır. Görüleceği gibi Türkçe
cümlenin yargılı unsurlarıyla batı
dillerinin cümlelerindeki yargılı unsurlar farklı uçtadırlar. Bunu önceki şemada olduğu gibi kurallı Türkçe bir cümlenin
yapısı üzerinde şöyle gösterebiliriz:
tamamlayıcı unsur teme! unsur
(yargı, özne)= sonuç, yargı, cümle
geriye doğru incelenir
İncelemeye veya öğretmeye sebep sonuç ilişkisi içinde bütün dillerde
sonuçtan veya cümleden başlanması gerekmektedir. Batılı
dilciler dillerini bu şeklide ele almışlardır. Bu inceleme şekli bütün diller için geçerlidir. Türkçeyi
de bu şekilde ele alırsak aynı yöntem yani tüme
varım yöntemi bizi yanıltır. Şemada ifade edildiği gibi Türkçeyi tüme varım yöntemiyle incelemek veya bir yabancıya dilimizi öğretmek yargıdan yani yüklemden
başlamak anlamına gelmez. Kurallı cümlenin sonunda bulunan
yüklem yan yargı ifadesi taşıyan unsur en sonda yer alacağı için öğretimde
diğer unsurların önüne geçmiş olur. Böylece öğretime yargıdan başlamış oluruz. Yardımcı unsurlarının öğrenilmesi veya incelenmesi
yüklemden daha sonraya bırakılacağı için bu bütünden parçaya gitmek
anlamına gelir. Dil bilgisinde bu yöntemin adı tümden gelimdir.
Dilimizi yabancılara öğretirken öğretmenlerimizin bu yöntemi bilmeleri ve
uygulamaları Türkçenin kendi mantığıyla öğretilmesi
olarak yorumlanmalıdır.
Cümlenin temel unsurunu incelediğimizde bu tümden gelim
yöntemi bizi dil toplum ilişkisine varıcak
suçlara götürür...
Birinci
unsur kurallı cümlelerde sabittir. Yardımcı unsurlar ise birden çok olup sabit
değildir. Bu yolla temel unsurun yüklem
olduğu belirtilir. Yazım şekliyle de bu özellik görsel olarak desteklenir.
İlk derslerde ne kadar az çekim eki kullanılırsa dili öğretmek o kadar
kolaylaşır. Dil, toplumu yansıttığı için cümleler yapmacık olmamalıdır.
Türkçedeki teklik ve çokluk kavramını vermek için,bu kavramları yansıtan resimler kullanılmalıdır. Şahıs zamirleri de azlık çokluk kavramlarıyla
verilmelidir. Türk kültürünü yansıtan edebi metinler konularda yer almalıdır.
Tümden gelim yöntemi dili öğretmeye cümleden
başlama yöntemidir.. Türkçenin her kademesinde bu yönteme uymak gerekir. Türkçenin
her dilin olduğu gibi bir sistemi vardır. Bu sistem,
hangi dilden insanlar Türkçeyi öğreniyorsa öğrensin
değiştirilmemelidir. Seviye ayrıntıya inildikçe artar.
Dili öğretirken dört temel beceriyi aynı oranda öğretmek gerekir.
Konuşma, yazma, okuma, dinleme. Varolan bütün kelime türlerinden
cümle yapılabilir. Bir kelimenin cümle olabilmesi için o kelimenin çekim eki alması gerekir. Her türlü kelime Türkçede
çekimlenerek cümle oluşturulabilir. Türkçenin sisteminde en önemli unsur, en sona getirilen
ektir, yani anlamı katan ek. Bu mantığı cümle boyutuna
taşırsak, cümledeki en önemli unsur yüklem olur. Yüklemdeki son ek yine en önemli olandır.
Türkçe fiil çekimlerinden en önemlisi şahıs ekleridir. Şahıs kavramı
olmadan cümle kurulamaz. Şahıs eki yüklemde açıkça yer almayabilir.Bu şahıs
ekinin önemini eksiltmez. Bu nedenle Türkçenin
öğretimine şahıs eklerinin öğretimiyle başlanmalıdır. Bu durumda ise en yakın en basiti öğrenmesi ve öğretmesi en kolay olan emir cümlesidir. Emir
cümlelerinde şahıs kavramı öne çıkartılarak Türkçe öğretimine başlanmalıdır.
"Gel, gelsin, oku, okusun", bunlar; "sen oku, o okusun, o
gelsin" anlamındadır. Şahıs eki cümlenin
sonundadır. Türkçede her cümle kuruluşunda şahıs
karakteri olmak zorundaysa Türklerde ferdiyetçilik
birinci planda toplum ikinci plandadır.
Fiil tabanları da emir ifade etmektedir, emir şahıs eki olmadan da
kullanılır. Yani dilin emir cümleleriyle ortaya çıktığı söylenebilir. Örneğin
annenin çocuğuna ilk önce emri cümleleriyle hitap etmesi bu düşünceyi
desteklemektedir.
Kişiler , önce kendi mekanlarını yani kendi çevrelerini öğrenerek dil
öğrenimine başlamalıdır. Yakın çevreden uzak çevreye
öğretim genişletilebilir. Her dersin yöntemi aynıdır. Kelimenin öğrenilmesi görmek, işitmek ve bunların anlatması ile olur. Her
öğrenilen kelimeyle cümle kurulmaya çalışılmalıdır.
öğrencinin öğretmen ve öğrenci diyalogundan sonra, öğrenciler arası
diyaloga girmesi de gerekir. Buna kendini tanıtmayla başlanır. Bu
tür diyalogda, içinde bulunulan zamandan daha önceki
zamanlara doğru bir gidiş vardır.
Tek temel unsurlu cümle kurup, yargıyı ya da
ifadeyi anlatma gücüne bakılır. Yeterli olmayacağı
düşünüldüğünde cümlenin diğer unsurları eklenir.
Kaynakça:
Agah Sırrı Levend
1972 Türk Dilinde Gelişme Sadeleşme Evreleri, s.113 ve sonrası. Açop Dilaçar
1971 Gramer, Tanımı, Adı,
Kapsamı, Türler, Yöntemi, Eğitimdeki Ysri ve
Tarihçesi, TEDAY "Belleten"
s.83-145
Ahmet
Kocaman
1983 Yabancı Dii Öğretimind
Ysni Yönelimler, "Türk Dür1 C.XLV!I,
S.379-
380, s.116 Asuman Seda Saracalcğiu
1992 Türk ve Japcn Öğretmen Yetiştirme
Sisteminin Karşılaştırılması,
Ege Üni, Yay. s.89 Dcğan Aksan
1987 Dilbilimin Türkoloji Çalışmalarına ve Türkiye'ye Sağlayabileceği
Yarariar, Katkılar Fıtrat
1927 Nahiv, Taşkent, s. 9 Hikmet İlaydın
1972 "Divan" la ilgili Bazı Gözlemler ve Düşünceler "Türk Dür
Sayı 253
Leyla Tercanlıoğiu
1994 Yabancı dilde Konuşmanın Altı Özeiliği"
Dil Dergisi" S.5 M.Fuat Köprülü
1934 Edebiyat Hakkında Araştırmalar s.42 Müjdat Kaya Yerli
1992 Türklük
Şuuru ve Türk Dili, Ocşk Yay. Ankara s.25. Necmettin Hacıeminoğlu
1992 Türk Dilinin Mantık Sistemi ye Kelime Aileleri "Türk Kültürü
Araştırmaları",
Ankara, V. I. XXVI i i/1-2 Ömer Naci Soykan